St. Sophia Katedrali

XIV. yüzyılda Lüzinyanlar tarafından St. Sophia katedrali adıyla Gotik nizamda yapılan, Osmanlı Dönemi’nde ise camiye çevrilen anıtsal bir yapıdır. Lüzinyanların baş katedrali olması itibariyle Lüzinyan krallarının Kıbrıs krallık tacını giydikleri ve içinde Lüzinyan soylularıyla bazı krallarının gömülü olduğu bir Latin Katedrali olarak ünlenmiştir.

Ancak ilkin 1373 yılındaki Ceneviz akınlarından, 1491 ile 1547 yıllarındaki iki büyük yer sarsıntısından hayli zarar gömüştür. Osmanlıların Lefkoşa’yı fethettikleri 9 Eylül 1570 tarihinde kullanılamayacak derece harap durumda olduğundan, cami olarak kullanılmak üzere tamir edilirken içine mihrap, minber ve kürsü eklenmiştir. Lala Mustafa Paşa Lefkoşa’nın fethinden sonraki ilk Cuma namazını, 15 Eylül 1570 tarahinde, bu camide kılmıştır.

Caminin 49 metre boyundaki iki minaresi II. Sultan Selim’in 1 Mayıs 1572 tarihli buyruğuyla yapıya eklenmiştir. Osmanlı Dönemi boyunca sadece Lefkoşa’nın değil, tüm adanın da en büyük camisi olarak hizmet vermiştir. Osmanlı valileri, üst düzey yöneticiler ve kent ileri gelenleri Cuma namazını bu camide kılarlardı.

Osmanlı Dönemi boyunca Ayasofya Camisi adıyla bilinmiştir. Ancak Kıbrıs II. Sultan Selim’in padişahlığı döneminde fethedildiğinden, caminin adı Kıbrıs Müftüsü’nün 13.8.1954 tarihli emriyle ‘’Selimiye Camisi’’ olarak değiştirilmiştir.

Camide büyük, diğeri ise küçük olan iki mihrap bulunmaktadır. Güney-batıdaki ‘’son cemaat namazının’’ kılındığı en eski mihrap 1595/96 tarihini taşımaktadır. Ana mekânın doğu ucundaki apsenin içerisinde, üst yapıyı taşıyan ve Salamis’ten getirildiğine inanılan granit ve mermerlerden dört sütun yer almaktadır. Bunu gerisindeki Aziziye kapısı olarak bilinen kapının üst başında ise şua açan güneş motifi ve bunun da üzerinde Kıbrıs’ın son hattatı Naif Efendi’nin babası Zihni Efendi tarafından yazılan ‘’Tanrı Adı’’ (Lafzai Celâl) yazısı bulunmaktadır.

Mihrabın yapımında Ortaçağ’a ait bezemeli mermerler kullanılmıştır.
Lefkoşa’nın savaşla alınmasını sembolize etmek için imamların Cuma namazlarında kılıçla minbere çıktıkları ve bellerindeki kılıçla Cuma hutbesini okudukları halen anımsanmaktadır.

Mihrabın hemen önünde ahşaptan yapılmış iki katlı müezzin mahfili, bunun da hemen batısında çok güzel bir vaiz kürsüsü bulunmaktadır. Ana mekânın kuzey-doğusunda duran, Lüzinyan Dönemi’ne ait Nicholas Şapeli (veya hazine dairesi) yer almaktadır.

Sultan Abdülaziz’in 1874 yılında Mısır’ı ziyareti sırasında Kıbrıs’ı da ziyaret edebileceği ihtimali karşısında, caminin doğusundaki apsenin içine Abdülaziz’in emriyle Nazif Paşa tarafından anıtsal bir giriş kapısı yapılmış, bu kapıya da ‘’Aziziye Kapısı’’ adı verilmiştir.

 

Kapının üst başına eski Rüştiye Okulu’nun güzel yazı öğretmeni olan ‘’Hattat E’s Seyyid Ahmet Şükrü Efendi ’’nin Abdülaziz’i metheden 26.12.1874 tarihli yazıtı monte edilmiştir.

Caminin batı avlusundaki su sarnıcının üzerini örten şadırvan 1903-1909 yılları arasında Evkaf murahhası Musa İrfan Bey tarafından Londra’dan getirilerek monte edilmiştir. Cami avlusunun güney batı dış duvarındaki sokak çeşmesi ise 1894 yılında inşa edilmiştir.

The cathedral is noted as being the largest and the finest temple, and the most important Gothic structure in Cyprus. It is said to have been constructed over a Byzantine church called Hagia Sophia on the same site. The construction was started by the Latin Archbishop Eustorge de Montaigu in 1208. It was consecrated in 1326 and opened to religious service. As it was the most important church of Cyprus the coronation ceremonies of the Lusignan kings were held here. The cathedral was restored by the Genoese in 1373, and by the Mamluks in 1426; it was damaged in several earthquakes. The eastern section of the cathedral was destroyed in eathquakes in 1491 and as it was being restored by the Venetians, the grave of an old Lusignan king (Hugh II) was uncovered. The corpse was well preserved with a crown on its head, and items made of gold and documents on it.

The cathedral was constructed by French architects and craftsmen and it is a beautiful eaxample of medieval French architecture. The cathedral has a monumental entrance. The carved windows above the entrance are examples of unequalled Gothic art. The Ottomans have built minarets over the two unfinished belfries on either side of the entrance. The inside of the cathedral comprises three aisles, six side sections and little chapels. The chapel to the north was dedicated to St. Nicholas, the ones to the south to virgin Mary and St. Thomas Aquinas. The part of the mosque reserved for women used to be the treasury. Many Lusignan nobilities and kings are buried inside the cathedral. The marble grave stones of these graves still constitute part of the floor tiles. The inscriptions and drawings on these have been well preserved since they are covered with rush mats, and people are not allowed in with their shoes on.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir